Bugün, Mevlit Kandili…
Sevgili Peygamberimizin doğum gecesi…
Rebiül Evvel ayının on ikinci gecesi, efendimizin doğum günü olarak kabul edilir. Kendimiz veya çocuklarımızın doğum günü, bizler için ne kadar önemli ise bir Müslüman için Peygamberimiz, efendimiz, Hz. Muhammet Mustafa’nın doğumu da, şüphesiz çok daha fazla önemlidir.
Peygamberimizin doğumu denince aklıma en çok, Süleyman Çelebi’nin aşk ile yazdığı Mevlit mısraları gelir. Büyük bir sevda ile yazıldığı, belli oluyor. Hele de onu bir aşk sultanından dinlediğiniz zaman, sizi alıp götürür. Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş’tan daha güzel okuyana, gerçekten rastlamadım.
Ol Rebiûl evvel âyın nîcesi
On ikinci gîce isneyn gîcesi
Ol gîce kim doğdu ol hayrûl-beşer
Ânesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol habîbin ânesi
Bir acep nûr kim, güneş pervânesi
Öyle bir nur ki, güneş pervanesi olmuş.
Allah, Allah…
Yine Süleyman Çelebi’den dinlersek;
“Zatına mir’at edindim zatımı
Bile yazdım adın ile adımı”
Şu devlete bakar mısınız!
Allah ne çok seviyor, iki cihan güneşini. Sevgili Peygamberimiz için “Yaratılmasaydı, âlem yaratılmazdı” Kur’an yorumları yapılır. Alemin Peygamberine, “Arap’ın Peygamberi!” diyor. Dilini eşek arısı soksun, hayvan seni!
Mevlana “seni sevmeyen, hayvan bile olamaz” der ya, neyse!
Niyetimiz kavga değil!
Allah hidayet versin!
Varlık sebebimiz Hz. Muhammet’tir, nokta.
Allah için, “Âlemlerin Yaratıcısı” ifadesi kullanılır Kur’an’da. Peygamber için de, “Âlemlerin Efendisi” çok doğru imani bir tespittir. Peygamber için “O heva ve hevesinden konuşmaz” Kur’an tespitini, aklımızdan çıkarmamamız gerekir.
Hastalık hali de, sağlıklı hali de dâhil, her daim Hakk üzeredir. “Hasta iken Kur’an’a aykırı bir şey söyler!” şüphesi ve endişesi, ancak O’na iman etmeyenlerin davranış biçimi ve de hüsnü kuruntularıdır.
Hz. Ali’nin neden öyle bir şüphe ve endişesi hiç olmadı?
“Yatağıma yat Ya Ali!” dediğinde, “bu Allah’ın mı yoksa senin mi emrin?” sorusunu sormadı. Yahut “bu vahiy mi, kendi isteğin mi?” sorusunu da sormadı. Uzandı ölüm yatağına, sonsuza dek diri kalmak için…
ABD İslam’ı olan “Ilımlı-Radikal-Siyasal” İslam üçlüsünün çengeline takılmadan, Ehl-i Beyt İslam’dan olaylara bakarsak, İslam bir aşktır, sevdadır, muhabbettir. Ve de ibadettir… İşin ibadet boyutunu görmezden gelirsen, bir felsefe doktrin kalır elde.
İslam bir felsefe ve doktrin değil ki…
İktidara, eski ortağına ve iktidarın arka bahçesini sulayan “cemaat-tarikat” baronlarına bakarak, İslam’dan soğuyan insanlara da acırım. Ticari hayatta yanlış yaparlar ticareti bırakmazsınız, çalıştığınız sektörlerde yanlış yaparlar çalışmayı bırakmazsınız, ne bileyim sporu bırakmazsınız, zevklerinizi bırakmazsınız da “din” diye yola çıkıp siyasetlerine alet edenlere kızıp, dinden niye çıkarsınız?
Sizler de en az onlar kadar, nasipsizsiniz!
Din, o çulsuzların mı?
Onlar kim, din kim?
O yüzden bu mübarek gecede, Allah’a ve de Peygamberine dönelim. Tövbe edelim. Salavat getirelim. Kelime-i Tevhid okuyalım. Allah diyelim ve Kur’an okuyalım. Ev halkı ile bunu yapmak çok daha güzel olur. Kısacası Ehl-i Beyt’ine tutunalım. İlmin Şehri efendimize gitmek için, İlmin Kapısı Ali’ye varalım. “Ya Ali!” diyerek kapısını çalalım bu gece. Ali kapıyı açarsa, gönül kapıları açılır. O kapıdan, Peygamberine ve Allah’a yürürsün.
Cihana Sığmazsın!
Çünkü “yere göğe sığmayan” senin kalbine sığdı!
Ali deyip geçme;
“Görmediğim Allah’a inanmam!” dedi.
Ali, vahyin kokusunu aldı!
Ali, Peygamberin mübarek omuzunda, iki cihana baktı!
Allah, Peygamberi terbiye etti, Peygamber de Ali’yi terbiye etti. Kendinden sonra, kendine inananların imamı seçti. Velayetin şahı oldu İmam Ali. Nübüvvetin şahı, Allah’ın emriyle velayetin şahını seçti, Gadir-i Hum’da. Ledün ilminin sahibi Ali’dir.
İnkârcılık çağın hastalığı haline geldi. Bir taşın, bir bitkinin, enerjisine inanan insanlar, nasıl olur da taşı bitkiyi ve her şeyi yaratma sebebi olan Hz. Muhammet’in enerjisine inanmaz. Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan ve Hüseyin’in enerjisine, inanmaz!
İnkar ne büyük körlük ve ne büyük nasipsizlik, ayrıca hastalıktır?
Bugün kandil olsa ne olur, olmazsa ne olur. Kötü bir şey mi Peygamberi anmak… Gelenekse gelenek, ne var bunda? Küresel efendiler gelenek düşmanı, inanç düşmanı., İslam düşmanı. Ve de Türk düşmanı… İktidara ve türevlerine karşıysak, daha fazla dindar olmamız gerekir, çünkü küresel efendilerin marabaları bunlar zaten. Elon Musk ile görüştüler, sanki peygamberle görüştüler haşa!
İktidar sahipleri yanlış politikalarıyla sadece vatana zarar vermediler, sadece millete zarar vermediler. İslam’a da çok büyük zararlar verdiler ve vermeye devam ediyorlar. İktidara kızıp, dine vuruyor bazı kendini bilmezler. Her şeyin suçlusu İslam haşa!
İktidar, iki Mustafa ile de savaşıyor. Dinin Peygamberi Mustafa, ülkenin kurtarıcısı, devletin sahibi Mustafa… İki Mustafa’ya da bağlıyız. Biri dini bütünlüğümüz için olmazsa olmaz, biri milli bütünlüğümüz için olmazsa olmaz…
Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş mısralarıyla sizleri baş başa bırakırken, kandilinizi tebrik ederim.
Bu âlemin hiç sönmeyen,
Nurusun yâ Resûlallah!
Dost bağının hiç solmayan
Gülüsün yâ Resûlallah
Nur Muhammed, nurdan Ahmet
Dû cihanda Sensin rahmet
Senin için beni zahmet
Bürüsün yâ Resûlallah!
Hak ‘Habîbim’ dedi Sana
Vuslat ettin kana kana
Aşkın beni Senden yana
Sürüsün yâ Resûlallah!
Sana yoktur hiçbir perde
Sensin derman bütün derde
Dudaklar bastığın yerde
Yürüsün yâ Resûlallah!
Himmet eyle bu HAYDAR’a
Düşmesin dünyada dara
Rûz-i mahşerde dîdâra
Kavuşsun yâ Resûlallah.
