Evladım “baba cumhuriyetin yüzüncü yılındayız, bu konuda bir yazı yazmayacak mısın?” dedi.
Nasıl yazmam, tabii ki de yazacağım:
Cumhuriyet var oluştur.
Cumhuriyet kurtuluştur.
Cumhuriyet savunmadır.
Cumhuriyet bağımsızlıktır.
Cumhuriyet değil bir yazıyla, binlerce yazıyla hatırlanmalı. Cumhuriyet denince, aklım, çocukluğuma gider. İlkokul yıllarıma… Köy ilkokulunda okurken, her Cumhuriyet Bayramı’nda, hepimizi büyük bir heyecan kaplardı.
Üzerimizde siyah önlüklerimiz, boyunlarımızda beyaz yakalarımız vardı. Pantolonlarımız yamalı, ayakkabılarımızda kara lastik de olsa, çok mutluyduk. Her Cumhuriyet Bayramı’nda veya 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, sınıfımızı balonlarla süslerdik.
Hala Cumhuriyet denince aklıma, o rengârenk süslemeler gelir. Köy okulum gelir. Öğretmenlerimiz öldülerse, rahmet olsun hepsine. Sesim gür olduğu için, bana şiir okuturdu öğretmenlerim.
Sonu “padişah İstanbul’da kendi keyfine bakardı” cümlesiyle biten bir şiir okumuştum. “Mustafa Kemal ülkeyi kurtarmak için savaşırken, padişah İstanbul’da kendi keyfine bakardı” manasında bir şiirdi. Her kıta arasında ise mantar tabancası ile havaya ateş ederdim.
İlkokul bitti ama o zevk, o sevda bitmedi. Sonra büyüdük, köyden çıkıp, kente geldik. Ortaokul, lise okuduk. Padişahı temize çıkarıp, Atatürk’ü kötüleyenleri gördük, duyduk. Bunu “din” adına yaptıkları için de karşı çıktığımızda, “günaha gireceğimizi” sanırdık.
Oysa sövseydik, ciddi sevap alacakmışız!
“Yalancının” diye başlardı, küfürlerimiz!
Bunu neden yaptıklarını, anlayamazdık. Yedi düvele karşı bir savaş verip, bu Cumhuriyeti kuran Atatürk, nasıl dinsiz oluyordu, hâşâ… Ülkede onca ilahiyat var, onca hoca var, onca “âlim” var güya, bir tanesi çıkıp demiyor ki, sizler ne saçmalıyorsunuz?
Bildiğim ile duyduklarım farklı ki, içimde problem etmişim ve de Atatürk’ü rüyamda görmüşüm. O kadar güzel görmüştüm ki hem de:
Askerim, savaştayız ve Atatürk komutanımız. Savaşmaya korkuyorum. Beni gördü, yanına çağırdı. “Asker neden savaşmıyorsun?” dedi. Ben de “ölümden korkuyorum komutanım!” dedim. “Peygambere salâvat getir, korkunu yenersin” dedi. Salâvat getirdim (Allahümme salli ala seyyidina Muhammedîn ve ala âli Muhammed) ve hücum ettim.
Rüya tabi…
O kadar etkiliydi ki, ancak gerçek olsa bu kadar unutulmaz olurdu.
Prof. Dr. Haydar Baş ile ilk yüz yüze geldiğimde, yıl 1987…Üniversite birinci sınıftayım. “Gençler, sorusu olan var mı?” dediğinde, rüyamda Atatürk’ü gördüğümü söyledim. Daha anlatmadan, “Evladım Atatürk, rüyanda gördüğün gibidir” dedi.
Ve sonra, hayatım boyunca unutmayacağım bir konuşma yaptı:
Cumhuriyet ilan edildikten sonra, saltanat taraftarları, Cumhuriyete karşı çıktıkları için, Cumhuriyeti “din” karşıtı gösterdiler. Hâlbuki İslam’a hizmet saltanat ile değil, cumhuriyet ile olur. Nitekim de öyle de olmuştur; Atatürk kadar İslam’a hizmet eden, bir devlet adamı çıkmamıştır.
Cumhuriyeti kuran irade kötülenmeli ki, saltanat taraftarlığı artsın. Atatürk’e düşmanlığın nedeni budur. Ancak bu oyun ne yazık ki tutmuş, Cumhuriyetin karşısına dini, dinin karşısına da cumhuriyeti dikenlerin sayıları, zaman içerisinde artmıştır.
Allah’ın izniyle bu oyunu, biz bozacağız.
Cumhuriyeti savunmak dine karşı gelmeyi gerektirmez, dini yaşamak da cumhuriyete düşmanlığı gerektirmez. Apayrı konular bunlar. Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik ve hukuk devletidir…”.
Haydar Baş, büyük bir devrim yaptı. Bunun sonuçlarını görüyoruz. Yazdığı Hoş Geldin Atatürk ile Müslümanlar Ata’sına koşuyorlar şimdi. “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyorlar. Yüz yıllık bir oyunun bozulması, kolay bir şey değil. Atatürkçü hacılar, başörtülü hanımlar, sayıları her geçen gün artıyor. Bunlar, Haydar Baş’ın açtığı çığırda yürüyenler.
Haydar Hoca, “milli bayramlarda evlerinize bayrak azmazsanız eğer, bir gün düşman kuvvetleri gelip sizin evlerinize kendi bayraklarını asarlar” demişti. Ne kadar kıymetli bir söz…
Antalya’da balkona asılan Türk bayrağından, Rus asıllı bir “ vatandaş” rahatsız olup şikayetçi oldu. Demek ki, para ile vatandaşlık satmak, vatanı satmaktır. Toprak aldığı yerde, bayrağını istemiyor. Kendi bayraklarını asmaları yakın. Bunu da buraya not edelim.
