Esat gitti Netanyahu geldi

Davutoğlu Ahmet, “Erdoğan’dan sonra bu başarı benim” diyor. Komşu, Müslüman bir ülke, teröristlerce altı üstüne getirildi. Üzerinde terör devletçikleri olduğu halde, 13 yıl daha yaşadı. En büyük destekçisi Hasan Nasrallah’ın şahadetiyle, direncini kaybetti. Güvendikleri, arkadan vurdu ve son bir 12 günlük hamle ile yıkıldı.

13 yılda milyonlarca insan yerinden yurdundan oldu, yüz binlercesi öldü. ABD açısından, Irak’a göre çok daha masrafsız oldu. Çünkü ABD işgal askerleri yerini Suriye’de, teröristler aldı. HTŞ aldı, PKK aldı…

Ve Davutoğlu çok memnun, Şam’ın düşmesinden, Esat’ın gitmesinden. Erdoğan da mutsuz değil. “muhalifler yürüyüşlerini tamamlayacaklar” demişti. Tamamladılar.

Esat gitti, Netanyahu geldi!

Netanyahu, bu operasyon İsrail’e ait ve de benim başarım!” dedi. Netanyahu ile aynı sonuca, mutlu olmak durdukları yeri gösterir.

Şimdi söyleyin bu başarı kimin?

Yine de haklarını yemeyelim!

Bu başarı, Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın ve de Netanyahu’nun!

Esat kaçarak yanlış yaptı, savaşıp vatanında ölmeliydi. Belki gelecek nesillere ilham kaynağı olurdu.

Rusya, Ortadoğu’dan çıkması ve Suriye’yi terk etmesi karşılığında, Ukrayna’yı aldı belli ki. Suriye’den çıkması için, başına bela edildi ve Batı sonuç aldı.

Rusya, Suriye’den çıkarken elinde tuttuğu iki bölgeyi de İsrail’e devrederek çıktı. Ayrıca Rusya, Suriye’yi korumadı, İsrail’e karşı. Bu da şunu gösteriyor, Rusya da Büyük İsrail’e omuz veriyor.

Sonuçta, Suriye İsrail’in oldu.

Korkarım ki Türkiye’nin Suriye’de karşısında artık İsrail ve ABD yanında, bir de Rusya var.

Türkiye, tarihinde hiç olmadığı kadar büyük riskler içinde. 85 milyonun, siyasi görüşleri bir kenara bırakarak, bir bilek bir yürek olmak zorunda. Hem de hemen…

Durum çok ciddi!

İktidar sahipleri, küresel projelerde oyuncu olmayı bırakıp, artık gerçekleri görmek zorundalar. Sonuçta saraylar, içinde oturanları korumuyor.

“Halep düştü-Şam düştü!” diye göbek atanlar, Netanyahu ile aynı safta olduklarını görmezseler bile sıranın, ülkemize geldiğini anlasalar iyi olur.

Sözün özü şu:

Birinci dünya savaşı, Osmanlı’yı parçalamak içindi, parçaladı. İkinci dünya savaşı İsrail’i kurmak içindi, kuruldu.

Eğer yaşananlar üçüncü dünya savaşının başlangıcıysa, hiç şüphe edilmesin ki, bu savaş Türkiye’yi parçalayıp, Büyük İsrail’i kurmak içindir.

Prof. Dr. Haydar Baş ömrünün kırk yılında, Arz-ı Mev’ut gerçeğine, Yinon Planı’na dikkat çekip durdu. Son 20 yılında ise BOP ile hedeflenenin, Türkiye olduğunu haykırdı. Şimdi herkes BOP’tan söz ediyor. Keşke vaktinde dinlenilseydi. Ateş bacayı sarınca nenem de olayları görür. Haydar Baş  90’larda “Arz-ı Mev’ut” derken, bunların hocaları Konya semalarında İsrail eğitim uçaklarını uçuruyordu.

2010 yılında ABD’nin, özellikle Suriye üzerinden  uygulamaya koyduğu,  Şii-Sünni savaş tezgahına Ehl-i Beyt kurultayları düzenleyerek taş koydu Baş Hoca. Yoksa Türkiye’den Nemrut ateşine odun taşıyan, yüzbinler olurdu. “Şii-Sünni kardeştir, ayıranlar kalleştir” dedi.

Tarih herkesi kaydetti. Kardeşi de, kalleşi de…

2003’te ABD’nin Irak’ı işgalinde, köşemde  aynen şu tespiti yapmıştım, bunu bugün tekrar etmek istiyorum:

İnşaatların önünde bir levha bulunur. Levhada Proje sahibi, ihale sahibi, yüklenici firma ve taşeron firma gibi bilgiler yazar. Büyük İsrail inşaatının proje sahibi ABD, ihale sahibi İsrail, yüklenici firma AKP, taşeron firma PKK’dır. İnşaatın ameleleri ise siyasal İslamcılar ve ayrılıkçı bölücü Kürtlerdir.

Bugün de aynı ne yazık ki…

Oyun da değişmedi, oyuncular da…

Esat gitti Netanyahu geldi
Başa dön