Mustafa Kemal Paşa, ülkenin kurtuluşu için Kuvva-i Milliye hareketini başlattığı zaman, İngilizler örgütlediği “din” adamlarıyla “katli vaciptir” fetvaları yayınladılar.
Bunlar, hangi dinin adamlarıydılar?
Cehalet böyle bir şey işte!
Ne yazık ki sarığı cübbesi yerinde, sözde din adamlarıydılar. İskilipli Atıf, Mustafa Sabri, Sait Nursi, bunlardan bir kaçıydı. “Halifeye bağlılık” ve de “İslam’a hizmet” adı altında bunu yaptılar. Yunan uçaklarıyla bu fetvalar, köylere kadar ulaştırılıyordu.
Kuvvacılar, bir taraftan düşmana karşı koyarlarken, diğer taraftan cehalete karşı koymaya çalışıyorlardı. Hem düşmanı yendiler, hem de cehaleti yendiler. Düşmanı kurşunlarla, vuruşarak yendiler ama cehaleti de, Kuvva’nın yanında gerçek din adamlarının verdikleri fetvalarla yendiler.
Kurmay Albay Aziz Ergen’in ifadesiyle eğer karşı fetvalar olmasaydı, kurtuluş savaşı kazanılmazdı. Çünkü halk, Mustafa Kemal yerine “halifenin” yani İngilizlerin yanında olurlardı.
Aradan 100 yıl geçti, İngiliz fetvacıları sarıklı cübbeli fesli muhiplerin yayınladıkları fetvalar, ne yazık ki tekrar aktifleştirildi. Siyasetlerinin arka bahçeleri olarak bazılarının kullandıkları İmam-Hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri, bu fitnelerin yeşertildiği alanlar oldu. Daha geçenlerde bir İmam-Hatip’li genç, ne tür iğrenç bir hakaret içerisinde bulundu, hepimiz gördük.
Tabi ki bu okullardan mezun olanlar veya okuyanlar aynıdır demiyorum. Ancak genel kanaat, ne yazık ki, bir takım “cemaat ve tarikat” oluşumlarının Atatürk karşıtı oldukları herkesin malumu. Yıllarca bu iftiralar sürdü, durdu.
Ne siyasi partiler, ne Genelkurmay, Atatürk’ün “dinsiz” olmadığını, atılan iftiraların Yunan ve İngiliz ajanlarının fitneleri olduğunu, ortaya koymadılar. Neden Genelkurmay, dedim çünkü Atatürk’ün pak soyu, kayıtlarında mevcuttu.
Bir gecede 80 milyonun soy ağacını, ortaya döken irade, 80 yılda bir kişinin soyunu kör gözlere sokamaz mıydı?
Soysuzları susturma görevi bu ülke bir kişiye, Prof. Dr. Haydar Baş’a nasip oldu. Nasipli insan işte…
Haydar Baş, nerden baksanız yarım yüzyıl bütün bir ülkeyi gezerek, Atatürk’ün mübarek soyunu anlattı. Peygamberin soyuna dayandığını, belgeleriyle ortaya döktü. Hoş Geldin Atatürk kitabını yazdı. Yazmadan kendini takip eden insanlara anlattı durdu yıllarca.
Bu kitap devrim yaptı. Yapmaya devam ediyor. Atatürk’ü yazanlar artık, Müslüman olduğu gerçeğini rahatça dile getiriyorlar. Anıtkabir’e gidenler dualar ediyor, aziz ve pak ruhuna Fatihalar okuyorlar.
Haydar Baş, tarihçi değildi ama tarihçilere tarih dersi verdi. İktisatçı değildi ama dünyaya iktisat dersi verdi. İşte olay, bu yönüyle çok mühimdir. Şimdi, “hoca” kimliğine sahip, bazı insanlar, Haydar Baş’ın ışığında gerçekleri görmeye başladılar.
Oysa Haydar Baş, bu gerçekleri ortaya koyduğunda, karşı gelmiş, eleştirmişlerdi. Devrim, böyle bir şeydir işte. Artık sarıklı cübbeli insanlar dahi, “Atatürk” demek zorunda kalıyorlarsa, bu, Hoş Geldin Atatürk’ün etkisidir. Yani, Haydar Baş’ın eseridir.
Her çevreden kanaat önderlerine bu eserler ulaştırıldı. Okundukça, bakışlar ve yorumlar değişiyor. Koyu “Sünnici” bir anlayış sahibi olan Akşit hocanın “Atatürk’e minnet borcumuz var” sözü, Haydar Baş’ın, “mahallede” verdiği mücadelenin sonucudur.
1998’de Vatikan projesi olan Dinlerarası Diyalog’u Gülengiller sırtladığında, Prof. Dr. Haydar Baş, en başta “hocalara” dosyalar dolusu belgeler ve heyetler göndererek uyarmış ikazlar yapmıştılar. O zaman kulak tıkayanlar, sonraları “Haydar Baş bizi uyarmıştı” itirafında bulunmuşlardı. Bunlara Erbakan dâhil…
Haydar Baş’a oy vermediler ama söylediklerine önem verdiler. Atatürk konusunda, birçokları fikirlerini değiştirdiler ve değiştirecekler. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmek ancak devrimcilere ait bir özelliktir.
Alevi-Sünni ayrımı da, Haydar Baş’ın “Ehl-i Beyt” açılımı ve de eserler serisiyle yok olmaya başladı. Çanakkale’de tesadüfen tanıştığım bir alevi arkadaş dedi ki, “biz aleviler Haydar Baş’a çok şey borçluyuz. Ben aleviyim diyemezdim…”
Haydar Baş’a bu toplum çok şey borçlu. Bu ülke çok şey borçlu… Ve dünya çok şey borçlu… Milli Paralarla Ticaret-Milli Ekonomi Modeli ile tek kutuplu dünya düzenini yıktı. ABD’nin dolar saltanatına son verdi.
Maksadım Haydar Baş’ı anlatmak değildi, buna ihtiyacı da yok. Ancak ortaya koyduğu tezlerin, dünyayı, ülkemizi, insanları değiştirdiğini gözlemledikçe, daha çok hatırlıyorum.
Çok da özledik…
