Konakçı Halil, Atatürk’e hakaret etmeye devam ediyor. Hakaret arttıkça, itibar artıyor. Takipçi sayısı artıyor. Korumalar artıyor. El üstünde tutuluyor. Padişah torunlarının düğünlerinde, boy gösteriyor. Şevki Yılmaz’ın beddua seansında “amin” çekiyor.
Şöyle konuştu:
“Bana her gün ip gönderiyorlar biliyor musunuz? Darağacına asacaklarmış beni.
Sen bir hocanın sakalına bile dokunamazsın artık. Bunlarda hoca asmak ata sporu”
Fesli Kadir’in boşluğunu doldurmaya yemin etmiş sanki!
Şevki ile beraber kafalarda fes benzeri bir şey olduğu halde bir de poz vermiştiler, Osmanlı(!) düğününde. Eller kenetlenmiş birbirine… O şekil bir manzara, Berlin’de bir AVM’de görmüştüm. İki erkek, eller kenetli olduğu halde bir mağazaya girdiler. “Doktor bu ne?” diyecektim ki, arkadaş dedi bunlar evli çiftler. Yahu nasıl olur dedim. Dedi ki bur da böylelerinden çok, “eşcinsel evlilik” diyorlar. “Senin anlayacağın iki ibne!..” dedi.
Şok olmuştum.
İki ibne ve nasıl iticiler!
Şimdi eller o şekil kenetlenmiş iki adam görünce, aklıma Berlin’deki manzara geliyor, kusacak gibi oluyorum. Elimde değil!
Allah’tan ki, elleri kenetli vaziyette fotoğraf veren, iki “hoca” da, rahat bir nefes aldım!
Allah ülkemizi, her türlü ibnelikten korusun!
Şimdi bu Halil, Atatürk’e çatar da, Haydar Baş’a çatmaz mı?
Çattı.
Atatürk hazımsızlığı olanların çatacağı birinci adres, Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
Atatürk’ü “deccal” diye inandırmışlardı ki, “mahallenin” delikanlısı Haydar Baş “Hoş Geldin Atatürk” deyiverdi. Ata’nın soyuna laf eden ne kadar soysuz varsa, dillerini kopardı, şeylerine soktu!
“Atatürk’ün soyu, peygambere dayanıyor” dedi. Ve bunu, bin sayfalık kitapla, delilleriyle ortaya koydu. Din adına iftira eden, tarih adına yalan söyleyen kimler varsa, susturdu. Bununla yetinmedi. Atatürk’ün milli mücadelesini ve de dini hizmetlerini, bir bütün olarak ele alan konuşmalar yaptı yıllarca. Gitmedik şehir, kasaba kalmadı.
Adeta yer yerinden oynadı. Fesli Kadir ve tayfası çıldırdı. Öylesine kuyruk acıları taze ki, Haydar Baş’ı dillerine dolamadan yapamıyorlar. Öyle ya Nursi’giller “deccal” diye yutturmuşlardı, Haydar Baş’ın kalemi, bütün iftiraları sildi attı.
Anıtkabir’e giden mütedeyyin insanlar ikilemden kurtuldular. Ata’sına Fatihalar okuyorlar gönül rahatlığıyla. Mevlit ve Kur’an okuyorlar. “Seni geç tanıdık, affet bizi Atam…” diyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar.
90 yıllık İngiliz oyunu bozuldu.
Cami ile Anıtkabir arasına Haydar Baş, yıkılmaz bir köprü kurdu. “Anıtkabir’e abdestli gidin” diyerek, düşman çatlattı. Hakikat böyleydi Atatürk hem milli ve hem de dini bir liderdir. Bütün bir Türk milletine, dinini de öğretti. Elmalılı tefsiri bunun belgesidir.
Atatürk’ü Müslüman görmeyen, soyuna laf eden soysuzlar baktılar ki hakikaten her şey belgeli. Osmanlı yönetiminde Peygamber soyuna maaş ödeniyor. Ve Atatürk’ün babası bu maaşı almış, makbuzları var. Hayır deseler, belge Osmanlı belgesi, evet deseler Atatürk Peygamber torunu, yalanları ve iftiralarıyla sap gibi ortada kaldılar.
Hazımsızlık devam ediyor!
Şimdi bu kuyruk acısıyla, Haydar Hoca’ya saldırıyorlar. Atatürk de dünyada değil Haydar Hoca da. Bir Müslüman, hayatta olmayan insan hakkında konuşmaz. Çünkü kul hakkına girmekten korkar.
Biz Müslümanlardan söz ediyoruz tabi ki, ajan kişiliklerden değil!
Avrupa’da el ele tutuşana “iki ibne” dedik ve güldük. Bur da yaşananlara ne demeli, ben şahsen bilmiyorum!
Neyzen Tevfik olsa da, cevabını verseydi:
“İşgalde hali sakın unutma
Atatürk’e dil uzatma ŞEREFSİZ
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kim olurdu ŞEREFSİZ”
Hala tazeliğini koruyan bir cevap!
Neyse!
Gerek Atatürk’e ve gerekse Atatürk’ü gerçek hoca kimliği ile müdafaa ettiği için Prof. Dr. Haydar Baş’a duyulan nefrete, yapılan düşmanlığa, cevap verecek kaleme ve kelama sahibiz, çok şükür. Baş Hoca İskilipli için “asılması yetmez, 10 defa diriltip, 20 defa asılmalıydı” demişti.
Ah üstadım!
İskilipli sayısı o kadar arttı ki, ip yetmeyecek!
