Şartları teslim alan adam

Osmanlı yönetimi,  Sevr’i imzalamayana kadar halkın ekseriyeti, saraya güveniyor, “padişahımız efendimiz” çekiyordu. Mustafa Kemal’in gördüğünü, halk göremiyordu. Görmesi de mümkün değildi. Çünkü sarayın içi, görünmez ve de karanlıktı. Karanlık sarayda, ne filmler döndüğünü, Damat Ferid’lerin ne işler çevirdiklerini, Saray’dan kraliyet ailesine bağlılık mesajları iletildiğini herkes, çok sonradan bilecekti.

Din de tekellerindeydi. Halkı din üzerinden,  halifeye bağlılık hikâyeleriyle bağlıyorlardı. Padişah fermanının, padişah aklının üstüne akıl, günah sayılıyordu. Bu algıyı da çakma halifelik üzerinden yapıyorlardı. Bizim yaş grubumuz iyi bilirler, 80’lerin ortasında Tarık Buğra’nın yazdığı “Küçük Ağa”  dizisi vardı, o günlerin devlet TRT’sinde.  Küçük Ağa’da  ‘İstanbullu Hoca’ karakteri ile her şey güzel özetlenmişti.

Kuvva hareketine karşı olan, “eşkıya sürüsü” diye vaazlar veren ‘İstanbullu Hoca’ da nihayetinde  uyanıyor, halifeliğin veya sarayın karanlık dehlizlerinden kurtuluyor, sonunda Kuvva’ya katılıyor. Neyse.

Sevr’in etkisiyle halkın narkozdan kurtulup kendine gelmesi zaman alıyor. Ama bir sabah uyandıklarında, padişahları, efendileri, İngiliz gemisine binip kaçmışlardı. Halk;  “yanılmaz” dediklerinin yanıldığını, “satılmaz” dediklerinin satıldığını, “yapmaz” dediklerinin her şeyi yaptıklarını, yaşayarak gördü. Ortada ne bir devlet kaldığını, ne toprak kaldığını fark ettiğinde, çok geç kalmışlardı.

Allah’tan ki Mustafa Kemal vardı. Sarayın değil içini, saraydakilerin tek tek ciğerini okuyordu. Yanında olanların bile tam bağımsız olmak gibi bir düşünceleri yoktu. Çünkü bunu imkânsız görüyorlardı. Samsun’a çıkarken,  gemide hepsini ikna ediyor. “Amerikan Mandası” diyenleri tek tek,  Tam Bağımsız Türkiye’ye ikna ediyordu. O gemi sadece bir gemi değildi, Samsun’a varana kadar, okuldu. Mustafa Kemal’in irşat ve ikaz okulu, bağımsızlık okulu… O okul da okuyanda, mandacı çıkmazdı.

Bir tek insanın ne büyük bir mana ifade ettiğini, Mustafa Kemal’den görebiliriz.  “Eğer başaramazsam beni asın” diyebilen bir insandı Mustafa Kemal. Vatanı için üzerindeki rütbeleri kendi elleriyle söküp, ‘bu rütbelerle artık ancak İngiliz’e hizmet edilir’ diyebilmektir, önemli olan. Kesilecek maaştan değil, kesilecek baştan bile korkmayan adama,  Mustafa Kemal denir. Amasya’ya geldiğinde giyeceği takım elbiseyi dahi, validen ödünç aldı.

Vatan sevgisinden başka hiçbir şeye sahip olmayan bir insan, vatan sevgisinden başka her şeye sahip olanları, elbette yenecekti.  Şartlar çok kötü, kötü şartlarda sen ikna etsen bile, şartlar daha çok ikna edici olur. İşte Mustafa Kemal bunların da üstesinden gelendi. Şartlara teslim olan değil, şartları teslim alandı.

Şartları teslim alacak şu sözlere bakın:

“İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek, memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Millî Meclis’e davet etmedim. Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu mukaddes (kutsal) davaya inanmış bir insan sıfatıyla, buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta hepiniz gidebilirsiniz.

Asker Mustafa Kemal olarak ben, mavzerimi elime alır, fişeklerimi göğsüme dizer, bir elime de bayrağı alır, bu şekilde Elmadağ’ına çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı müdafaa ederim. Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna ant içtim

Öyle lafla Mustafa Kemal olunmuyor. Bana göre Mustafa Kemal olunmaz, doğulur. Allah, Türk milletine bir şans verdi, son nefesinde, o da Atatürk. Ama Türk milleti, gereği ve de yeteri kadar, değer vermedi. O yüzden, 50 bin kişinin katili bir fare suratlıdan “demokrasi” dersi dinliyor.

Yüz yıl öncesi gibi yine saray var, İstanbullu hocalar var, padişahlar var, efendiler var, başka nice şeref yoksunları var. Yeni Sevr’in yollarına, hep birlikte taş döşüyor,  “Türkiyelilik” oynuyorlar. Millet de izliyor şimdilik. Ağır ekonomik şartların altında olup biteni, çaresizce izliyor. Belgesellere taş çıkartacak, bir vahşi görüntülerle izliyor. Sırtlanları, çakalları, yılanları, çıyanları, bir bir izliyor. Şartlar bir Mustafa Kemal doğurmazsa da, yeni bir milli mücadelenin doğmasına neden olacaktır. Ama bugün ama yarın…

Ölü mü diri mi bilmediklerimizle konuştuklarını iddia ederek, ölüden ‘bilgelik’, hainden ‘demokrasi’ kasanlar, ‘terörsüz Türkiye’ güzellemeleriyle, Türksüz Türkiye inşa edenler, yeni Sevr’in oyuncuları olarak, tarihin kaydına giriyorlar. ‘Akıbetlerine kendileri bile hayret edecekler’ bence de… Süreç çok şeylere gebe, kim ne derse desin…

Şartları teslim alan adam
Başa dön