Gelişmeler arttıkça, yazılması gereken konular da birikiyor. Şu konuyu mutlaka yazmalıyım diyorum ve bir bakıyorum yeni bir konu gündemde, öncekini unutturuyor. “Mülksüzleştirme Yasası” olarak nitelendirilen, yeni “Kentsel Dönüşüm Yasası“na göre artık, evlerimize el konacak. Yasa olarak geçti geçmiş olsun!
Bu konuyu yıllar önce yazmıştım aslında “Kentsel Dönüşüm Projesi” olarak ilk çıktığında 16 Aralık 2011’de “Rantsal Dönüşüm Projesi” başlığı ile Yeni Mesaj’daki köşemde Yazmış, bu tabirin literatüre girmesine sebep olmuştum. 13 yıl önce, konunun buralara geleceğini biliyordum. Linkini bırakıyorum buradan okursunuz. https://www.millibasin.com/rantsal-donusum-projesi/
Yapılan yeni düzenleme ile bir bakmışsınız evinizin bulunduğu alan “rezerv alan” ilan edilmiş. Deprem kılıfı da kullanılarak, eviniz 90 gün içinde boşaltılmış, borçlu bile çıkarılıp, evinizden ve mahallenizden atılmışsınızdır.
Mühim olan, bunların kim için, ne için yapıldığı. İşin bir de küresel boyutu var. “İklim Kanunu” boyutu var. İstanbul’un Türksüzleştirilmesi boyutu var. Gelişmeleri yaşananları görmek, çok acı veriyor. Düşün mesela şuanda saat gecenin üçü kafamda biriken konuları yazmaya çalışıyorum.
Peki, ne için?
Kim için?
Bana bunun için bir maaş veriliyor mu?
Hayır.
Bir partim veya teşkilatım var mı?
Hayır.
Bir umudum var mı?
Hayır.
İyi de, neden yazıyorum?
Çünkü yazmasam, uyuyamıyorum.
Sanki görevim!
Adım adım olacakları görmek, yaşanacakları tahmin etmek ve karşılığında hiçbir şey yapamamak… Ne kadar kahredici… Dünyayı Deccalizm yönetiyor, hizmetçisi gibi çalışan siyasi irade sana “İklim Kanunu” diyerek bir şey dayatıyor. “Toplumsal Kredi Notu” diye bir şey dayatıyor. “Nakitsiz Toplum” diyerek bir şey dayatıyor.
Ve sen bunların neden dayatıldığını görüyorsun, biliyorsun, sırada daha nelerin olacağını da tahmin edebiliyorsun ama hiçbir şey yapamıyorsun. 30-40 yıl beraber olduğun, bir davaya inandığın insanlar bile bir bakmışsın yabancılaşmış, başka gemilere binmişler. Ve sen, yapayalnız ortada kalmışsın.
“Gitmeyin! O cadde çıkmaz sokak…” diye bağırmış, çağırmış kendini yırtmışsın, yanında yorgunluktan ve de düşmanlıklardan başka hiçbir şey kalmamış.
Söylesene!
Kim için yazıyorsun?
Ne için yazıyorsun?
Bilmiyorum.
Belki okuyan veya anlayan çıkar. “Çıkmasa da, görevini yapıyorsun…” diyor iç sesin.
İstanbul’a havaalanı yaptılar kulesi, başını kaldırmış kobra… Çamlıca’ya kule yaptılar, bir şey yutmuş yılana benziyor. İlahiyata cami yaptılar içi dışı “her şeyi gören göz” sembolleriyle dolu. Ellerini kaldırdılar yıllarca “4 parmak” gösterdiler, mason işareti çıktı. Verilen 666’lı mesajlar… Hem de yüzlerce…. Bütün bu semboller, yaptıkları icraatlar, alt alta konup toplandığında, bu toprakların sahiplerine hiç mi bir borçları yok diye sormadan edemiyoruz.
İstanbul’dan Türkler, bir şekilde çıkarılacaklar. Ama “rezerv alan” ilan edilerek, ama “deprem kılıfı” ile boşaltılacak, ama yoksulluğun pençesinden kıvrandırılarak çıkartılacaklar, sonuçta çıkartılacaklar. Deprem için önlem alınmadı ama deprem sonrası İstanbul’u boşaltma planı yapıldı bile.
İstanbul, BOP kapsamına alındı diye, çok yazmıştım. Kanal İstanbul bizler için yapılmıyor demiştim. Ayasofya bizim için açılmıyor demiştim. Ne oldu? “Tadilat” adı altında, 50 yıl sürecek, süreç ne olabilir ? Bu ülkede hiçbir şey tesadüf değildir. Depremler bile…
Türkiye’ye “korona” 20 Mart’ta 2020’de giriş yapmıştı. Bu konuda Ocak’tan itibaren yazılar yazmış, ciddi uyarılarda bulunmuştum. Ve 4 Nisan tarihinde “korona yok, küresel kumpas var” başlıklı, bir yazı kaleme almıştım. https://www.millibasin.com/korona-yok-kuresel-komplo-var/
Bu yazım çok ciddi ses getirmiş, yazımın okunduğu video milyonlara ulaşmıştı. Ve benim dışımda da, bir Allah kulu, bu konuyla ilgilenmemiş, dalgaya bile alınmıştım.
Oysa oyunu görüyordum, olacakları da tahmin ediyordum. Ve “korona tedavisi” adı altında, ciddi ölümler olacağını ve bazı insanların da, (dünya genelinde) öldürüleceklerini yazmıştım. Bir insan için “korona’dan öldü” dendi miydi, kan beynime sıçrıyor.
Tezgah süreci “aşı” ile devam etti. “Aşı” konusunda yazdıklarım, sosyal medya hesaplarımı kapattırdı. Kalp krizi, pıhtı atmasından tutun da, çok ciddi sağlık sorunlarının aşı kaynaklı çıktığını iddia eden, ciddi sayıda bilim insanları var. Çünkü o sıvılar, biyolojik bir silahtı ve de amaç dünya nüfusunu kırmaktı.
Dr. Chris Alan Shoemaker şunları söyledi: “Çok üzgünüm. Covid19 aşısı olanlarda %5 ila %9 oranında kalp hasarı geliştiği tespit edildi. Aşı yan etkisi olarak “miyokardit” tanısı konulan insanların yarısı 5 yıl, %75’i 10 yıl içinde ölecekler”
Evet doktor değilim ama bunların olacağını, tahmin ediyordum. İnsan aklını herkes okur, önemli olan şeytanın aklını okumak.
Şeytanın aklını okuyorum!
Ülkem için neler düşünülüyor biliyorum. Adım adım neler yaşanacak, tahmin edebiliyorum. Kazım Karabekir’in dediği gibi “öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor”. Şeytanın hizmetçileri, camilerde dolaşıyorlar.
Son söz;
Hatay ve İstanbul’a dikkat edin!
