Türkiye zifiri karanlıkta

Bir yaz molasından sonra, tekrar merhaba!

Zifiri karanlığın, en koyusuna girmeye ramak kaldı.

Türkiye için söylüyorum…

“İslam’ı getireceğiz!” diye yola çıkanlar, 22 yılda bizi biz yapan her şeyi götürdüler;

Ahlakı götürdüler.

İmanı götürdüler.

Adaleti götürdüler.

Adalet gidince, mülk de gitti.

Öyle…

Mülkü götürdüler.

Malı götürdüler.

Canı götürdüler.

Cahiliye dönemini bile arattılar. “Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü” o cahiliye dönemini bize, Atatürk’ün Türkiye’sinde yaşattılar. Bütün bir ülke, 8 yaşında katledilen bir kız çocuğunu konuşuyor. Narin kızımız bir çuval içinde, dere kenarına atıldı.

Belki de diri diri konuldu, ölmesi beklendi. Bilmiyoruz… Hala kimse bir şey bilmiyor!

Ortada bir cinayet var ama katiller yok!

Tekvir Suresi olayın sıcaklığı ile insanı titretiyor: “Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman

Hiçbir kaybımızı, bu dünyada soramaz olduk. Artık öbür dünyada sorulur. Kim veya kimlerin neyi örttüğü, elbet ortaya çıkar. Kim veya kimlerin neleri götürdükleri, neleri bitirdikleri, bir bir çıkar.

Size bir şey diyeyim mi; vallahi yer gök çatırdıyor artık!

Yerin ve göğün direkleri titriyor!

Bu nasıl zulüm!

Bu nasıl karanlık Allah’ım!

Ah üstadım ah!

Vah babam vah!

Bütün bu günleri haber vermiştin de anlamamıştık. “Beni anlamıyorsunuz” diye çıkışların boşuna değildi. “Türkiye zifiri karanlığa girdi” demiştiniz, bir 7 Haziran sonrası. Uyara uyara yoruldunuz!

“Türkiye’yi zifiri karanlığa soktular, burada da asla çıkartamazlar” diyerek, gittiniz bu dünyadan. Zelensky rolü oynayıp, ülkeyi bir de savaşa soktular mı, hepten bittik. Genç nesle iş veremediler, bu sefer “vatan için” ölmelerini isteyecekler. Çok uzak değil, inanın…

Sen git düşmanla iş tut!

İsrail’i Kürecik’ten koru!

Sabahtan akşama “Gazze” diye bağır!

Batı’dan uğradığımız işgale, göz yum!

Adalarımızı Yunan işgal etsin. Adalarımızda kuzu çevirsin, Yunan askerleri. Papazları “vaftiz” etsin adayı. Deniz botu ile adam kovalasın, senin karana kadar girsin, sen “Gazze” diye bağır!

Nerde o eski Türkiye!

Nerde Kundakçı Paşa!

Atsın da boynundan vurup indirsin!

Bir kurbağa gibi direk dibine yapıştırsın!

Mustafa Kemal’in askerleri neredesiniz!

Mustafa Kemal’in askerini istemezsen, Yunan askeri gelir çöker adana. Eşek adasında eşekler, kuzu çeviren Yunan askerlerini izlemiştiler!

Birisi çıkar, “bana eşek mi diyorsun!” diyorsun diyebilir!

Keşke eşek olsan, eşoğlueşşeksin!

Neyse!

Devam edelim;

İsrail’e alan açıp, BOP eş başkanlığı gereğince Suriye’yi boşalt, buradaki halkı, getir Türkiye’ye yerleştir. Nüfus yapımızı boz. Suriye’ye gireceğiz diyerek, Suriye Türkiye’ye girsin, kaynaklarını Suriyelilere tüket!

Yetmedi!

Suriye topraklarında “İkinci İsrail” kurulsun, silahlansın, silah taşıyan ABD Tırlarını bu millete izlet, ABD’yi halka şikâyet et, ilişkileri bozma, insanımıza “ABD’ye bir şey yapılamaz” izlenimini ver ama “Gazze” diye bağır sen!

Anlayacağınız, ülke olarak belamızı bulmuşuz!

Kendim ettim, kendim buldum” diyebilir, bu halk.

Ne kadar sürünse azdır!

Allah bir şans verdi, bunu tepti bu halk!

Haydar Baş’ın modeli, “milli paralarla ticaret” formülü etrafında yeni bir dünya kuruldu. Rusya savaşta olduğu halde, gücü ortada… Sen görmedin Haydar Baş’ı Rusya gördü. Modeli ile BRICS’i kurdu, sen de “beni al” diye, müracaatta bulunuyorsun.

İnsanlar nasıl, heva ve heveslerinin kader planında sonuçlarını yaşarsa, ülkeler de öyledir. Türkiye, en başta Atatürk’ün kadrini kıymetini bilmediği için ve sonrada Haydar Baş’ın, ilmini, irfanını, kendisi için çektiği bin bir cefayı görmediği için, kendisi için yazdığı modeli reddettiği için, çok çekeceği var. İnan böyle!

Adam at sırtında, yatak yüzü görmeden, bir ömür uğraşıp, vatan kurtarsın, sen burun kıvır. Allah belanı verir!

Haydar Baş’ın da neler çektiğini, neler yaşadığını, ne mücadeleler verdiğini, ben bilirim. Yazdım çünkü… Allah, vatan ve millet yolunda, tüketilmiş bir ömür. Türk anasına “ev hanımı maaşı” düşünmüş projelendirmiş.

Türk evladına “vatandaşlık maaşı” düşünmüş projelendirmiş. Kaynakları ABD’liye, Kanadalı’ya veya çetelere değil, milletin mutfağına, insanımızın cebine koymayı projelendirmiş, anlatıyor gece gündüz, sen “nerden vereceksin” diyorsun.

Bunun bir vebali yok mu?

Vebalin bir sonucu yok mu?

İşte bu sonuç, açlık olarak, yoksulluk olarak, bizi vuracak.

Zinhar buracak!

Sadece açlık olsa şükredelim. Can, mal ve namus güvenliği de artık tehdit altında. Çocuklarımıza, torunlarımıza, gençlerimize sahip çıkalım. Bunlardan daha önemli, hiçbir şey yoktur. Onlara sahip çıkmak için de, değerlerimize sahip çıkmalıyız.

Türkiye zifiri karanlıkta
Başa dön