Çok nasipli insanmış, Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu. Ömrünün son 15 yılında, Prof. Dr. Haydar Baş ile tanışıp, davasına omuz vermişti. Hemen her programda bulunmuştu. İlerlemiş yaşına rağmen, koşmuş, koşuşturmuştu. Hocam ile çok güzel anları ve çok özel sohbetleri olmuştu.
Ali Gedik Hoca’yı kaybettikten sonra, Ali Ünal hoca gelmişti. Bir Ali gidip, bir Ali gelmişti hareketimize. Ünal hoca, anayasa profesörü, iktidar sahiplerinin ağabaları da dâhil hepsi çok iyi tanırlar. AKP kurulduğunda davet almış ama elinin tersiyle itmişti. Daha sonraları ısrarlar devam etmiş. Özellikle de “anayasa” diye bir dertleri varken. “Millet yararına iş çıkmaz bu kadrodan” diyerek, hep uzak durmuş. İstese vekil de olurdu, bakan da, başbakan da…
Geçici hevesler, etiketler ve menfaatler, asla ilgisini çekmedi. Ünal Hoca, babasının helal lokma yedirdiği, bir vatan evladıydı. Keşke, çok daha erken tanışsaydı, Prof. Dr. Haydar Baş ile ancak her şeyin bir vakti varmış belli ki… Bir hukuk adamıydı, bir halk adamıydı, bir iman adamıydı. Öğretim görevlisiydi, ülkesine, binlerce talebe yetiştirdi, hukukçu kazandırdı.
Prof. Dr. Haydar Baş ile gerçek Atatürk’ü tanıdığını itiraf etmiştir. “Ben Atatürk’e saygı duyan bir insandım ama Haydar Baş’ı tanıdıktan sonra Atatürk’e âşık oldum…” itirafında bulunmuştur.
“Müslüman insanlarız hepimiz ancak Hz. Ali’yi ve Ehl-i Beyti de Haydar Baş’tan öğrendim. İbadete yabancı bir insan değilim, elimden geldiğince ibadet eden bir insanım küçük yaşlardan beri. Ancak ibadetin aşk boyutunu da, Haydar Baş’ta gördüm…” sözleri de, Ünal Emiroğlu’na aittir.
Çok sevdiği insana kavuştu. Allah, rahmetini bol eylesin. Ölüm haberini aldığımda cenazesinin, yetiştiği mahalleden bir camide, Bayrampaşa’da kalkacağını öğrendim. Ve camiye gittim. Önünde, eski arkadaşlarım toplanmışlar, namaz için bekliyorlar.
Havanın sıcaklığı, sanki ikindi saatinde artmıştı. Henüz ezan okumasına zaman var. Yaslandım, ahşap ile kaplı duvara, ezanı bekliyorum. Beklerken de günlük dersimi okuyayım dedim. Ancak sıcak havanın etkisiyle olacak, hafif bir uyku geldi. “Uyku ile uyanıklık arasında” bir rüya gördüm.
Hüseyin Engin Çamurdan camiye geldi. “Ünal Hoca’yı götürmeye geldik, hocam kendisini bekliyor” dedi. Saniye sürmedi, uyandım. Zaten en uzun rüya bile saniyelik derler. Allah, zaman içinde zaman yaratır.
Engin kim derseniz, bilmeyenler için ifade edelim: Engin, Haydar Baş mücadelesinin, bir neferiydi. Bursa’da hocamın toplantısına giderken, üç arkadaşıyla birlikte, “trafik kazası” sonucu, 33 yaşında şehit olmuş bir gençtir. Onu sevdiği kadar hocam, hiçbir genci sevmemişti. Vefatında ancak bir baba evladına o kadar üzülür. Tam bir evlattı. Allah, onun da rahmetini bol eylesin ve biz bahtsızlara şefaatçi kılsın.
İman, tavırdır.
İman, taraf olmaktır.
Ehl-i Beyt’e taraf olmaktan söz ediyorum. Ali’ye taraf olmaktan söz ediyorum. Muharrem Ayı içndeyiz, Hüseyin’e taraf olmaktan söz ediyorum. Hüseyin’e taraf olmak, aşure yemek değildir. Mücadelesini anlamak, şehadetini kavramaktır. İşte, Haydar Baş, bunu öğretti insanlara.
Ali Ünal Hoca, tarafını seçmişti.
Yeter ki taraf ol!
Seni, musallada gelip alırlar…
“Selman’ın carına erişen Haydar,
Bir kere yüzümüze bakmaz mı dersin”
Bakmaz olur mu efendim!
Ali yüzünüze baksın, başka kim bakmazsa bakmasın!
Yeter ki sen Ali’ye ve Ali’den olana taraf ol!
Ne güzel söylemiş:
Âbidân-ı Mustafâ’yız biz Hüseynîlerdeniz
Âşıkân-ı Murtezâ’yız biz Hüseynîlerdeniz
Bâşımız top eyledik Şâh-ı Şehîdân aşkına
Can-fedâ-yı Kerbelâ’yız biz Hüseynîlerdeniz
N’ola mecrûh eylese a’dâ bizim endâmımız
Mest-i sahbâ-yı cefâyız biz Hüseynîlerdeniz
Tîr-i ta’n-ı zâhide kıldık hedef biz sînemiz
Hâmil-i derd ü belâyız biz Hüseynîlerdeniz
Âteş-i hubb-i İmâmeyn ile yansın cismimiz
Sûz-i aşka mübtelâyız biz Hüseynîlerdeniz
Hamse-i Ehl-i Kisâ’dır serde tâc-ı fahrimiz
Dervîş-i bâb-ı rızâyız biz Hüseynîlerdeniz
Hacı Bektâş-ı Velî’dir pîrimiz Hilmî Dede
Bende-i Âl-i Abâ’yız biz Hüseynîlerdeniz
